Töre Cinayetleri

Türkiye'de her yıl yüzlerce kadın namus ve töre bahaneleriyle cinayete kurban edilmektedir 
Töre ve namus cinayetleri , yalnızca ülkemizin değil farklı adlandırmalar ile dünyanın gündeminde var olan ama çok da açığa çıkmayan bir meseledir. Dünya’daki elli dört ülkede kültürel özelliklerine göre değişmektedir.
 
 
“namus cinayeti“ihtiras cinayeti”, “aşk   cinayeti”, “töre cinayeti”,“şehvet cinayeti” gibi adlarla anılan töre ve namus cinayetleri, benzer veya farklı nedenlere dayandırılarak sosyolojik bir vaka olarak kendini göstermektedir. 
 
 
Ülkemizde de töre ve namus cinayetlerine ait yayınlar medyada son yıllarda artış göstermiştir. Artışın nedenini  Baskı altındaki kızların evden kaçması , başka bir erkeğe gönül vermesi veya tecavüze uğraması gibi  toplum içinde yüz kızartıcı olarak bilinen  nedenler yatmaktadır. 
 
 
Ülkemizde töre cinayetlerine  karşı  alınacak önlem maalesef tam olarak yoktur. ancak mor çatı adı altında toplanan kadınlar korunmaya çalışılmakta  fakat bu bile yeterli gelmemektedir.
 
 
Toplumun  töre cinayetlerine karşı öncelikle eğitilmesi gerekmekte  namus kavramının sadece bacak arasında olmadığı  ve özellikle de tecavüze uğrayan kadının suçsuz olduğu  anlatılmalıdır. 
 
 
Kız çocuklarının Erkek çocuklarla bir tutulması , onlara Sevgi Şefkat gösterilmeli ve Evlendirilirken  onların kendi fikirleri alınmalıdır.
 
 
Unutulmamalıdır ki! Allah katında Kız Ve Erkek çocuklar eşit dünyaya gelmekte fakat  ebeveyn onları yetiştirirken  henüz bebek yaşlarda kız erkek ayırımı kavramı koyarak yetiştirmektedir.  ve Kız çocuklarını daha baskı altında tutmaktadırlar.
bu da kız çocuklarının öz güvensiz olarak yetişmelerine  neden olmaktadır  
 
 
Sağlıklı bir toplum için öncelikle  çocuklara eşit davranılmalı ,eşit Sevgi paylaşımında bulunulmalı ,onlarında birer birey oldukları akıldan çıkartılmamalıdır.

İzmir Belediye HastahanesindeTorpil

İzmir en güzel hastahane sidir Eşref Paşa Belediye Hastahanesi; gelin görün ki bu Hastahanede torpilden başka birşey yok , Herkes herkese Torpil yapabiliyor Müdür Yardımcısına... Yardımcı Hastane Personelindeki yakın Arkadaşına, Torpil yapıp hastahanenin en iyi yerlerine makam olarak Atayabiliyor torpili olmayanın canı çıksın onlar ayakçı oluyorlar, Hastahanedeki doktoru dertli sekreteri dertli çalışanı dertli kime dokunsak bin Ah işitiyoruz, hepsinin ortak sıkıntısı Torpillerle belli yerlere getirilen kişilerin işi bilmemesi İşi bilen İnsan yerinden edilip yerine işi bilmeyenler getiriliyor.
Hasta sabahtan Anlaşmalı Meslek odasından Randevu alacak telefona bakan yok, uzun süre uğraşıp telefondan 


Randevu alıyor ertesi gün sabahtan Hastahaneye gidip Randevu aldığı yerden kayıt yaptırıp numarasını alacak Oradaki görevli benim haberim yoktu diyor , Söylenerek Numaranızı veriyor
Hastanın önceliği var buna göre numara veriliyor ama gelin görün ki doktor tek başına çalışıyor Numaraları durdurmuş çünkü Hastaya yetişemeyecek Tek başına Çalışıyor sadece Diş bölümünde çalışan doktor sayısı 3 , bir doktor doğum İzninde, bir Doktor normal izinde, Ramazan dolayısı ile hasta gelmez diye düşünülmüş olduğundan geriye tek bir Doktor kalıyor O da Hastalara yetişmek için kendini paralıyor Tabi bu sırada Aciliyeti olan önden girmesi gereken Hasta Sıra beklemek durumunda bırakılıyor, Oysa ki o hasta bir gün öncesinden Randevu almıştır, önceliği vardır ve ilk sırada muayene olması gerekmektedir ama öyle olmuyor. İzmir büyük şehir belediyesi başkanı Aziz Kocaoğlundan habersiz işler dönüyor hastahanede Kimin ne yaptığı belli değil, Şikayet için Hasta baş hekimliğe gidiyor ona verilen cevap şu '' Sistemde hata var düzeltilecek '' oysaki olay Sistematik değil Personelin bilgisizliğidir. ne yazık ki hastahanede yapılan Torpiller O kişinin tecrübe sahibi olup olmamasına bakılmaksızın yapıyor ve olan hastalara oluyor. Belediyeye Ait bu hastahane içi işlerin Arap saçına dönüşmesi kimsenin umurunda değil önceden kişilere verilen bir kurs yok alınan bir eğitimde yok Mağdur olan hastalar kimsenin umurunda değil nasılsa öğrenecek işi o zamana kadarda hasta idare etsin zihniyetiyle hareket ediliyor. kısacası torpiliniz varsa sırtınız yere gelmez hatta torpil bulun sizi hastahaneye aldırırız ne olacak ki Torpille herşey bu kadar kolay

MİT Tasarısı


Türk hükumeti, gizli servisine yeni güçler verecek yasa tasarısını meclise sundu. Bu tasarı hükumetin yaklaşan seçimler öncesinde kilit öneme sahip kurumlar üzerindeki kontrolünü genişletme çabasının son adımı oldu .
 
Çarşamba günü Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yasa tasarısına göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), devlete ve özel şirketlere ait kayıtlara mahkeme emri olmaksızın sınırsız erişim hakkına sahip olacak.
 
IMT'in faaliyetleri veya çalışanları ile ilgili soruşturma açmak isteyecek savcılar, dava açabilmek için kurumun onayına ihtiyaç duyacak. Muhalif milletvekilleri bu önerinin üst düzey istihbarat yetkililerinin fiili olarak kanunlardan muaf olmasına neden olacağını söylüyor. Yine tasarıya göre gizli MIT belgelerini yayınlayan gazeteciler 12 yıla varan hapis cezası ile karşı karşıya kalacak.
 
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, yasalaşması için meclisin ve ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayından geçmesi gereken tasarının "sıra dışı bir şey olmadığını" ve yalnızca Türkiye'nin istihbarat servisini diğer ülkelerin servisleri ile aynı seviyeye getireceğini söyledi.
 
Bu yasa tasarısı, Erdoğan'ın kilit öneme sahip kurumlar üzerindeki kontrolünü artıran bir dizi tartışmalı kanunu takip etti. Bu kanunlar da Erdoğan'ın onlarca destekçisinin yolsuzluk soruşturmasına tabi tutulmasından sonra geldi. Bunun sonucunda yasamada atılan adımlar Türkiye içerisinde siyasi sertliği daha da artırdı. Hatta son haftalarda meclis içerisinde milletvekilleri yumruk kavgasına girdi.  
 
İNTERNET YASASI
 
Salı günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hükumetin İnternet üzerindeki kontrolünü artıran yasayı onayladı. Bu da milletvekilleri arasındaki tartışmaları daha da artırdı. İlerleyen günlerde de Gün'ün hükumetin yargı üzerindeki kontrolünü genişletecek ikinci bir yasaya da onay vermesi bekleniyor. Bu tasarıya göre Adalet Bakanı yargı içerisindeki üst düzey atamaları kontrol edebilecekmiş
 
Erdoğan bu yasa çalışmalarının bürokrasi içerisinde Fethullah Gülen'e bağlı "paralel devletin" kökünü kazıyacağını ve böylece demokraside ilerleme sağlayacağını savunuyor. Türkiye'de yargı, polis ve medya içerisinde etkili görevlerde bir çok kişi de dahil milyonlarca insanın kendisine bağlı olduğu Gülen daha önce Erdoğan'ın destekçilerinden birisi idi. Hükumet, Gülen'i Mart ayındaki yerel seçimler ve yazın yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde başbakanı devirmek amacıyla yolsuzluk operasyonunu başlatmakla suçluyor. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı için aday olması bekleniyor. Bakalım ilerideki günlerde bizi daha neler bekliyor

VANDA SON DURUM

Van  hala yaralarını Saramayan bir  durumda  yaşam mücadelesi veren insanlarla yaşamaya devam ediyor. Tabi buna yaşamak denirse !
Uzun süre gelmeyen yardımlar, kurulamayan çadır kentler, çaresizliğe itilen yurttaşlarla hatırlanan Van depremi, AKP iktidarının halka verdiği değeri en net gösteren örneklerden biri olmuştur.

Şimdi depremin üzerinden tam iki yıl geçti. Van'daki durumun şu an nasıl olduğunu mu merek ediyorsunuz?
O günden bu güne hiç bir şey değişmiş değil, İnsanlar hala çadırlarda  kontyner da yaşam mücadelesi veriyorlar. İnsanlar hala Açlık ,Soğuk ve Hastalıklarla  Savaşıyorlar ve  Asıl sorumlular  cezasız kaldı! dışardaelii kolunu sallaya sallaya geziyorlar;
İşte size iki örnek:

Açlık grevi ve kesilen elektrik
Van'da Anadolu, Tahirpaşa, Kaya Çelebi ve Alkanat konteyner kentlerde yaklaşık 200 aile iki aydır elektriksiz yaşıyor. Gerekçe ise konteyner kentin kaldırılmak istenmesi.

Depremzedelere hiçbir güvence sağlanmadan alınan bu kararla aileler adeta sokağa atılmak istenirken, yanıt açlık grevi oldu. Van-Anadolu Konteyner Kentte açlık grevi 61. gününe girerken, Tahirpaşa'da ise açlık grevi 7. gününde.

 yaşanan bir olay  depremzedelere yapılan zulmün geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Van Valiliği tarafından elektrikleri kesilen depremzedelerin ısınmak için kullandığı tüpün patlaması sonucu Anadolu konteyner kentte kalan 2 depremzede yaralandı.

Hükumetin tutumu belli;  Asla Vana yardım yapılmayacak, yapılıyor muş gibi yapılacak  bu güne kadar yapılanlar ortada, biz Gazetecilerin olayları açıkça göz önüne serememizden dolayı

o dönemlerde çadırlar dağıtılmış tı birçok yerde de el altından  çadırlar parayla satılmıştı  olan vatandaşa oldu . Şimdi o günden bu güne ne değişti diye soruyor insan !

sonuç : insanlar hala yardım bekliyor ,uzanacak bir yardım eline muhtaç ,çocuklar perişan  banyo yapılamıyor ,soğukla savaşılıyor, bir yandan yokluk diğer yandan  işsizlik ve parasızlık yüzünden İnsanlar ev alıp bir yere çıkamıyorlar ve Hükumet bütün bunları hala görmezden geliyor

Ay Perisi



Nereden geldi perilere düşkünlüğüm? Mor odamda aklıma takılıp kalan gececi kelimelerin peşinden giderken üşüyordum aslında. Üşüdükçe anımsar bir çok insan. Her uykumda aydan düşen periler dikiyorlardı gözlerimi, her düşümde ellerinde boyalarla bekliyorlardı. Yağlı boyalardı düşlerim. Renkli yüzler, ışıktan bahseden arınmış ruhlar ve kimi zaman bir sol anahtarının kıvrımlarına saklanan tınılardı beni günden alan.

Kendini anlatanı bulmak ister insan kendinden bahsedeni değil. Bir kahvenin hatırı bile fallarla kapatılır. Anlatır insan. Anlattıkça kaybolur. Hayat sadece zayıf hafızalılar için deniz feneri olmuştur. Unutmayanlara, albatrosun kehanetinden sunar. Kendi ölümlerini hazırlayan kaptanlar oluruz işte o zaman. Akışlar, akışkan maddeleri öğrendiğimiz derslerde kaldığından durup düşünmek için ruhlarımızı oldukça geride bırakmışızdır. Aslında akmaktayız. Bazen kendimizi durdurarak bazen kanatarak bazen farkında olmasak ta kendimizi iterek akıyoruz bir yerlere.

Uzak doğu felsefesinin temelini oluşturan "kendini akışa bırakmak" sadece üç kelimelik, donuk ve uzak bir ifade olmaktan çıktığında aslında akışımızı akışkan maddeleri öğrendiğimiz derslerden çok daha önce bildiğimizi anlayacağız. Bilinmeyeni anlamak daha doğrusu bildiğinin farkına varmak ilk başta kendini doğrulayan bir kehanettir. Kendini doğrulayan kehanetin devamı ruhumuzdaki o orkestranın ritmine kapılınca ortaya çıkar. Yani benlikten sıyrılıp öz oluşumuza ulaştığımızda…Yani akışa bıraktıkça…

Perileri unutmadım. Periler mucizelerimizdir. Işıltılarımız ve yüreğimizden düşen yıldızlardır. Susmadan ve korkmadan dile gelen ve getirilendir. İsim koyamadıklarımızdır. Çocukluk kahramanlarımız ve büyümeyen yaşlılığımızdır bazen.

Ben ay ve güneşten yaptım imzamı. Daha başka bir ikili varolamazdı bu kadar kardeş ve bu kadar ying-yang. Gözlerinizden asla gitmeyecek en güzel resminizi bulun. Her açıdan bakın ona. İstediğiniz renge boyayın ve bu resmi mümkünse, ardınızda kalan ruhunuzu bulduktan sonra, birileriyle paylaşın.

Benim gözlerimde turkuvaz bir sirk ve sirkimin ay perisinin geceden kanadı var şimdi… 

14 şubat

14 Şubat " sevgililer günü’’nde
Randevu evindekiler;
Üstündekilerle birlikte kutladı.
Ikıla,sıkıla,ve de tıkına!!!
Törenin kayıtlı olanları ise
Hamal ve şamar kadını oldu bu gün...
Kömür kokulu mahallenin,
O üflesen yıkılacak gibi duran
Gecekondularında,
Mor gözlü kadınlar oturdu cam kenarlarında...
Biri ev temizliğinde
Bir diğeri de cam sildi gün boyu
kimileri de yemekle iştigal
Kutladılar o günü...
Kim bilir kaçı kurşun yiyip,
Üzerine içti ölümü!
Ne kadarı tokat,
bir o kadarı da tekme yiyip durdu
o güzelim günlerinde!!!
Aslında farkı yok birbirlerinden
Fakiri de sosyetesi de
Aynı şiddetin gölgesinde
Aldanıp çiçeklere, girdiler o güne
Ten kokulu yastıklar uçuştu havalarda
Saç teli düşmüş çarşaflar kala kaldı ortalıkta
Aaaa." Kral çıplakmış!" oldu
Orta boylu o sıska ve kıllı herifler!..
***

Şimdi ne mi olacak?
Pırlanta kutularına saklanacak
Sosyete evinde atılan tokadın Gözyaşları
Oğul bilmesin, kız öğrenmesin olacak
Yokuş başı evlerdeki fakir fukara dayakları!
Sizin anlayacağınız o bildik kaderleriyle yarına çıkacaklar
Pırlanta kutu da
Saklı mor yüzlü kadınlar! 

sokaktaki Çocuklar

Toplumun kanayan yarasıdır sokak çocukları; onlar sadece ülkemizde değil tüm Dünyada oldukça azımsanmayacak çoğunluktadırlar.
Aslında Sokak çocuklarının çoğu kimsesiz değildir; ancak içinde bulundukları Aile bağlarının niteliği, bu çocukları ya sokaklarda çalışarak Aile bütçesine yardımcı olmaya, ya da evden kaçmaya yönelten nedendir.  ve bu çocuklar sokakların ‘kimsesiz’leridir. Çünkü onlar, içinde yaşamak için uğraş verdikleri topluma yabancılaşmışlardır. Onlar genellikle uyuşturucu kullanmaya ve suç mağduru ya da sanığı olma tehlikeleri ile karşı karşıyadırlar.

uzmanların söylediğine göre Tüm dünyada tarih boyunca görülen en kalabalık çocuk kuşağı, içinde bulunduğumuz on yıl içinde dünyaya gelecek, ve bunların 1.5 milyonu da Türkiye’de doğacak deniliyor. Bu çocukların bir bölümü, yoksulluk, aşırı kalabalık, fiziksel, ekonomik, cinsel ya da duygusal istismar gibi etkenler nedeniyle aileleri ile sorun yaşayacak. Koşullara uyum sağlamak için gösterilecek çabalara karşın, bu çocukların önemlice bir bölümü Türkiye’deki kentlerin sokaklarında yaşayan ve çalışan çocukların saflarına katılacak.
yine uzmanların dediğine göre Türkiye’de kentlerin sokaklarında yaşayan veya çalışan çocuk sayısı son dönemde gözle görülür biçimde artmıştır.
Pek çok çocuk anne-babaları tarafından sokakta çalışıp aile geçimine destek vermeye zorlanmakta.küçük yaşta omuzlarına  taşıyamayacakları büyük bir yük binmekte hal böyle oluncada İstismar eden Ailelerden gelen çocukların bazıları kurtuluşu sokaklarda aramaktadırlar.
Bir çok zaman okula gidemeyen, gitse bile ev ödevlerini yapacak zamanı bulamayan bu çocukların bir çoğu eğitim sisteminin dışında kalmakta, bu da vasıflı işler için gerekli olan ilköğretim diplomalarını alma şanslarını yitirmeleri anlamına geliyor.
Çocukların çoğu sokaktayken kötü muameleye, fiziksel veya cinsel istismara, hastalıklara ve yetersiz beslenmeye maruz kalmakta, madde bağımlısı haline gelmekte.

toplum olarak bizlerinde üzerine düşen görevler olduğunu varsayarsak bu çocukların topluma kazandırılması için önlem alınmalı  ve çocukların birer birey olarak hayatlarını idame ettirebilmeleri sağlanmalıdır. çünkü bugünün çocukları yarının büyükleridir ve  büyümeleri demek bizim ne deneli tehlikede olacağımızın belirtisidir.